Genel
Vefasız Çanakkale
Çanakkale kentinin en güzel yerlerinden bir tanesi Halk Bahçesi’dir. Kentin hemen ortasındaki, deniz kıyısına yakın bu yeşillik alan, zengin bitki örtüsüyle insana huzur vermektedir. Yapılan araştırmalar bahçede 85 tür bitkinin olduğunu ortaya koymaktadır. Kentin en önemli bu rekrasyon alanı yoğun bir şekilde de kullanılmaktadır. Bugünkü yazıda kentin en önemli yeşil alanın nasıl büyük bir hızla yok edildiğine değinmeyeceğim. Bu konuyu Füsun Erduran ve arkadaşlarının Çanakkale İl Değerleri Sempozyum kitabı için yazdıkları ‘Çanakkale Halk Bahçesi Bitkisel Potansiyeli ve Alınması Gereken Önlemler’ isimli makaleden okuyabilirsiz. Bu yazıda daha çok bu bahçenin kent tarihindeki yerine değineceğim:
Halk arasında Calvert Bahçesi olarak da bilinen buranın kökeni, Ticaret Kapütülasyonları sonrasında, 1839 yılında Çanakkale’ye gelen Levanten Charles Alexander Lander’e dayanır. Ticaret yaparak geçinen Lander, bölgeden arazi satın almaya başlar. Lander’in ölümü sonrasında 1847’de İngiliz konsolosu olan, Frank Calvert’in ağabeyi Frederick William Calvert (1819-1876)’le oldukça ilginç bir kişiliğe sahiptir. Çanakkale’ye uğrayan gezginlerin “çok akıllı ve eğlenceli biri ” olarak tanımladıklardı Frederick Calvert; Yunanca, Türkçe, İtalyanca ve Fransızca’yı mükemmel bir şekilde konuşabilmekteydi. Çanakkale dışındaki varlıklı kişilerlerden olan Pınarbaşı ağası Mehmet Ağa ve Bayramiç’in en güçlü ailesi Hadımoğlu ile Kazdağlarında ava giden Frederick Calvert aynı zamanda iyi bir sporcuydu da.. İhtiyacı olan Çanakkalelilere borç para verir ve bunun dışında pazar günleri ise kendisine danışmaya gelen hasta köylülerle konuşur, hatta basit cerrahi operasyonlar bile gerçekleştirirdi. Frederick Calvert, yardımseverliği, sempatik kişiliği ama aynı zamanda pragmatik ve hırslı karekteri sayesinde, Çanakkale’ kent kıyısındaki gayri menkullerinin yanısıra, Kilitbahir, Akçaköy (günümüzdeki Tigem çiftliği) ve İntepe’de de çiftlik evleri satın alarak konumunu güçlendirdi. Kırım Savaşı’ndan hemen öncesinde, İngiliz kontu George William Frederick Howard, 1853 yılı yazında Çanakkale’ye geldiğinde karşısında “ çok sempatikk Bay Calvert”i konuksever bir evsahibi olarak bulur. Çanakkale’deki manzaradan etkilenen kont, Calvert ailesiyle birlikte İlyada’yı okur. Frederick Calvert’le “akşam karanlığında konaklarının etrafındaki bahçede atla zevkli bir gezinti”den sonra, kont Frederik Calvert’i varlıklı ve kültürlü olması nedeniyle de “modern çağın Priamos’u” olarak över. Calvertleri Çanakkale’deki konaklarında ziyaret eden pekçok kişi, ailenin güzel taş evini, deniz kıyısında bir “saray yavrusu” olarak tanımlar. Neo-klasik tarzda yapılan ve muhteşem yapı aynı zamanda etkileyeci olması için de tasarlanmıştır. Calvert konağı, fahri konsolosların en önemli rollerinden biri olan denizcilik işlerinin yürütülmesi için, iyi bir yere konumlandırılmıştır. İngiliz ve Amerikan bayrakları, düz çatıda bulunan terastan dalgalanmaktadır. Bu binada Frederick Calvert İngiltere konsolosluğu, Prusya konsolos yardımcılığı, Belçika ve Hollanda fahri konsolosluğu;. Kardeşi James ise (1827-1896), Birleşik Devletler fahri konsolosu yapmaktaydı. 1852’de yapılan, boğazın hemen kenarına uzanmış, dalgalarla adeta içiçe yaşayan bu muhteşem bina; kale dahil, kıyıda bulunan tüm yapıları kendi gölgesinde bırakıyordu. Buradan Sarıçaya kadar ilerleyen bahçenin içinde atlar için bir ahır, bir tenis kortu, seralar, pek çok depo ve müştemilatlar bulunmaktaydı. Bahçenin dışında ise bahçe ile neredeyse bitişik olan ve 1846’da yapılan aile mezarlığı bulunmaktaydı (günümüzdeki İngiliz mezarlığı) Selvi ağaçlarının gölgelediği mezarlık güzel bir taş duvarla çevrilmişti. Calvert ailesinin ailenin çoğu ferdi buraya defnedilmişti. 20. yüzyılın başlarında pek çok siyasi ve askeri gelişmeler Çanakkale kenti ve Levantenleri doğrudan etkiler. Bir de bu gelişmelere paralel olarak meydena gelen felaketler çöküşü daha hızlandırır. 1932’de çıkan yangın ailenin konaktan çıkıp, bahçedeki daha küçük bir evde yaşamaya devam etmelerine neden olur. 1932’den sonra Blegen’nin Troia’da yeniden kazılara başlamsıyla yeni bir dönem açılır. Bu yıllarda Calvert ailesi ellerindeki antik eser kolleksiyonunun büyük bir bölümünü Ermeni kilisesndeki müzeye devreder. 4 haziran 1935’deki şiddetli bir deprem Çanakkale’yi yeniden yerle bir eder. Büyük Calvert konağı da bu depremde yeniden tahrip olur. Bu arada 1939 yılında Thmbra çiftlikleri tümünüyle kamulaştırılmıştır. Calvert’in kardeşi dönemin görkemli konağını bir vakfa devreder ancak, konak kısa bir süre 1939 yılında Çanakkale Belediye’since kamulaştırılır. Geçen süre sonrasında aile bireylerinin birçoğu hayata veda etmiş ve Sarıçayın bitişiğindeki aile mezarlığına defnedilmiştir. 1940’da Henry Bacon ölür. Çanakkaleliler tarafından “Kokana” olarak isimlendirilen Edith Calvert ise 1952’de 93 yaşında ölür. Çanakkale Belediye’sine devredilen büyük konak 1940 yılında yeni düzenlemeler nedeniyle yıkılır, daha sonra ise bu bu alana şimdiki valilik binası inşaa edilir ve bahçenin büyük bir bölümüne Devlet Hastanesi yapılır. Halk bahçesi ise farklı düzenlemelerle günümüze kadar ulaşır.
Ancak parkın içinde Halk Bahçesi tarihi ve Calvert ailesi dışında neredeyse her şey vardır.
Koca parkta, Çanakkale kentinin 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçişine tanıklık etmiş bu alanın tarihi hakkında bir tek cümle yoktur.
Halk Bahçesi’nin günümüzdeki hali, kent tarihine adanmış vefasızlık anıtı gibidir!
n.tolun
12 Mart 2013 at 12:27
Hep düşünmüşümdür bende bunu. Ellerinize sağlık….
ögrenci
15 Mart 2013 at 18:45
artık oraya bir pano filan asarlar her halde
Adınız...
16 Mart 2013 at 13:56
rekrasyon ne laa
sözlüğe bak!
16 Mart 2013 at 14:28
al cevap
Adınız...
16 Mart 2013 at 13:58
rekrasyon-rekreasyon-regresyon-regrasyon birbirlerine çok yakın sözlerdir bunları yazarken dikkat et rekrasyon diye bir sey olamaz. boş zaman değerlendirme anlamında Rekreasyon olur. Regresyon “Regression” dan gelir. Regresyona Regrasyon denildiğide olur ama yanılmıyorsam coğrafyacılar denizlerin çekilmesiyle ilgili kullanıyor olmalılar
Adınız...
16 Mart 2013 at 14:00
Hoca hem aynalıda hem de ne olduğu belli olan bu sitede yazıyorsun. Okulunda olan bitenleri görmezden geliyorsun. Yeteneklerin oldukça geniş olmalı ki Troyaya kazı başkanı da oldun.
Adınız...
16 Mart 2013 at 14:03
Rektörünün 28 şubatta turizm ile ilgili bir toplantıda troya için bir tarla içinde de ne idiğü (olduğu olmalı) belli olmayan taş yığını dedi. Yanılmıyorsam objektif gazetesi de yazdı. Bu söze ne dersin?
Adınız...
16 Mart 2013 at 14:06
Rektörün dediği, ne olduğu belli olmayan taş yığınlarından birini kampus girişine anıt yapsa ne dersın? troya,troyada güzeldir diyebilirmisin?
Gerçek şu ki
16 Mart 2013 at 16:06
Bu şehirde ne Çanakkale şehitleri mezarlarıyla, ne osmanlıdan kalma tarihi yapılarla, ne troya ile ne de bu kent tarihinde yeri olan gayrimüslim eserleriyle ilgilenilmemiştir. Büyük bir ihmal halen devam etmektedir. Tek hareket gelibolu yarımadasındadır, Çanakkale şehitleri için. O da Ankaranın sayesinde bir noktaya gelmiştir. Çanakkale yerel yönetimi, sivil toplum kuruluşları, basını ve büyük ölçüde halkı çok kayıtsız kalmıştır.