Genel

Hektor ve Atatürk: Toprağa Adanmış Kahramanlıklar

Yayınlandı

-

Son aylarda Çanakkale Savaşları merkezli yayınlar büyük bir yoğunluk göstermekte. Bu sürecin bundan sonra da artarak devam edeceği kesin. Bu yayınlarda özellikle sevindirici olan, savaşa katılan Türk subayların savaş anı ve belgelerinin önceki yıllara göre çok daha daha fazla yayınlanıyor olmasıdır. Ancak yerli ya da yabancı olsun, Çanakkale Savaşları üzerine yazılan kitap ve yazıların pekçoğu bu bölgedeki savaşların tarihsel derinliği ve devamlılığına tam olarak değin(e)meyen yazılardır. Tarihin sadece yaşanılmış olaylar silsilesi olmadığı;  mutlaka siyasi ve kültürel coğrafyası ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, artık herkes tarafından kabul edilmektedir. İşte bu nedenle, bu

topraklarda yaşanmış savaşları ve kahramanlarını bu kapsamda değerlendirmeliyiz. Yine bu nedenle, Hektor ve Atatürk’ü  toprağa adanmış kahramanlıklar  olarak yorumlamak durumundayız. Aslında bu değerlendirme hiç o kadar yeni değildir. Homeros’un İlyada Destanı’nı ilk kez asıl dilinden Türkçeye çeviren Azra Erhat’ın Troia ve Çanakkale Savaşları üzerine yaptığı değerlendirmeler de bu bağlamdadır. Erhat’a göre Hektor, Anadolu’nun ilk özgürlük kahramanıdır. İşte bu değerlendirmeden yola çıkan, Sebahattin Eyüboğlu da  Mustafa Kemal’e yakıştırılan „İşte şimdi Hektor’un öcünü aldık“ sözünün kaynağıdır. Acaba Mustafa Kemal Atatürk bu sözü söyledi mi, söylemedi mi? Bununla ilgili elimize her hangi bir belge yok;  ancak bu o kadar önemli değildir, önemli olan, Cumhuriyet sonrası aydınlarının Hektor ile Mustafa Kemal arasında kurulan ilişkiye yürekten katılmış olmalarıdır.  Çünkü benzerlikleriyle her ikisi de Anadolu’nun özgürlük kahramanlardırlar.  Evet benim de tümüyle katıldığım bir değerlendirmedir bu. Ancak tabii ki şu soruları da sormak gerekmektedir:

Günümüzdeki Anadolu ve karşısı  (yani Doğu ve Batı) değerlendirmesi binlerce yıl önce de var mıydı?

Bugünün bakış açısı ve sorunlarıyla, o dönemin sorularına cevap vermek ne kadar doğrudur?

Günümüzdeki anlamı ve yorumuyla Doğu-Batı tartışmasının kesin olarak ne zaman ortaya çıktığını söylemek çok zor; ancak kesin olan bir şey  var ki, o da  kültür coğrafyası açısından en azından M.Ö. 2. binin ortalarından itibaren, yani yaklaşık 3500 yıldır Ege’de kültürel ve siyasi bir çizginin oluştuğudur . Yine kesin diğer bir durum da , Pers Kralı Kserkes’ten itibaren Doğu-Batı algılaması Troia üzerinden bu bölgede kendisini belirgin bir şekilde hissettirmiş ve bu durum Fatih Sultan Mehmed’e kadar da devam etmiştir. Fatih’in saraydaki tarihçisi Kritovilos, Fatih’in 1462’de Troia’yı ziyareti sırasında ‚Bizler İstanbul’u feth ederek, Troilaıların öcünü almış olduk’ sözünü söylediğini yazar. Fatih Sultan Mehmed sonrasında, Troia, Homeros ve İlyada’ya karşı gösterilen soğuma ve ilgisizliğin kültürel bakış açısıyla ilgili bir sorun olduğu da kesindir. Oldukça uzun süren bu ilgisizlik dönemi 19. yüzyılın sonlarından itibaren  son bulur. Türk aydın ve entellektüelleri yavaş yavaş Homeros’u ve destanlarını tanımaya, okumaya başlarlar. Bu önemli başlangıçta en büyük rolü ise Avrupa edebiyatcıları aracılığyla, Türk aydınlarının antik dönem eserleriyle tanışması oynar.

Örneğin Yakup Kadrî,  Fransız romancı Anatole France okuması sırasında antik dönem yazarlarıyla tanışmıştır. Namık Kemal için de aynı durum söz konusudur. Özellikle Yakup Kadrî’nin o dönemlerde Paris’ten yeni dönen Yahya Kemal Beyatlı ile tanışması bir dönüm noktası olmuştur.

Anılarıda Yakup Kadrî  tanışmayı şöyle dile getirir:

‚1912 yılındaki Balkan Savaşı’ndan önce İstanbul’a geldim ve Yahya ile tanıştım. Fransız edebiyatını aslından okumuştur ve hala takip etmektedir. İkimiz de şu düşünceye kendimizi kaptırmıştık: Perslerden Yunanlara geçmek. Eski edebiyatın odak noktası İran’dı. Oldukça geç kalınmasına rağmen, artık antik dönem yazarlarına geri dönecektik. Bunun temelinde şu teori yatmaktaydı: Günümüz edebiyatımız fiilen Avrupa’ya yönelmiştir. Ancak örnek alınan, Fransa’nın yeni lirik ve nesriydi. Bu yeterli olamazdı. Avrupa’yı bir bütün halinde anlamak için, antik dönem yazarlarını mercek altına almak gerekir. Coğrafi açıdan, bir kısmıyla da kültürel açıdan antik kültürün mirasçılarıydık. Din bizim bu mirası almamızı engellemiştir. Kendimize ait bir edebiyat yaratabilmek amacıyla yalnızca Fransızlar için değil tüm Avrupalılar için ana kaynak olan Eski Yunan’a geri dönmek zorundayız. Bundan dolayı, şiir ve ruh anlayışımızı değiştirebilmek için onların bakış açılarını anlamalıyız’ (K. Kreiser, Troia ve Homeros Destanları II. Mehmet’ten İsmet İnönü’ye Kadar. Troia: Düş ve Gerçek. İstanbul 2003).

Yahya Kemâl ve Yakup Kadrî, Anadolu kavramaya amaçlayan kültürel ve edebi programları için, Sokrates’e atfedilen şu sözü şiar edinmişlerdir: “Biz uygar insanlar bir göletin kenarındaki kurbağalar gibi Akdeniz’in etrafında toplandık„ İşte daha sonra Anadolucuk olarak yayılan akım, bu entellektüel kaynaklardan beslenmiştir. Hektor ile Atatürk’ü karşılaştırıp, sahiplenen bakış açısı da budur. Hiç kuşkusuz Hektor’u da, Mustafa Kemal’i de sevmek, Anadolu’yu sevmek demektir. İşte toprağa adanmış  kahramanlıklar ve onlara duyulan sevgi, tarih sınırlarını aşıp Anadolu topraklarının kahramanları olmuştur ve olmaya devam edecektir.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

ÇOK OKUNANLAR

Exit mobile version